AYNALARIN OYUNU

Daha önce de belirtildiği üzere buradaki şemada, 4 en yüksek plan (düzlem), buna ilaveten 3 tane de zihindeki en yüksek alt düzlem, saf Işığın sözde spiritüel alemleri, diğer hususların yanı sıra ruhumuz (zerre-atom {bölünmez nihai varlık},iradenin dayanak noktası) ve öz (atma {yaşamın kaynağı-ayrılmaz benlik}, sevginin kaynağı) bulunur.

Mental (zihinsel) planın ortasındaki noktalı çizgi ise üzerinde bulunan saf sevgi ve ışığın yüksek spiritüel planlarını ve aşağısında bulunan karakterize benlik olarak adlandırdığımız düşük planları ayıran bir zar-perdedir. Hatırlayın, ne kadar düşük düzlem o kadar yoğun maddesellik, ve daha fazla anomali (karmaşa,kuralsızlık,aykırılık vs.). Bu zar-perde maddeselliğin, aşağısında bulunan her şeyde aşırı derecede yoğunlaştığı noktadır, orada karanlığın ve dualitenin tezahür etmesi için yeterli derecede anomali vardır.

Her şey en tepede yaratılıp aşağıya doğru birer birer damladığından beri, düşük düzlemleri yüksek planların ayna projeksiyonu olarak görebiliriz, veya yüksek bedenler tarafından gölge olarak yansıyan aşağı bedenler olarak da ele alabiliriz.
Haydi şimdi aynı düzenlemeyi yatay düzlemde tasavvur edelim ve anlatımı sembolik bir amaçla basitleştirelim:

4 yüksek plan ve zihinsel düzlemler bizim kim olduğumuzu temsil eder, bu hakiki benliktir.

Karakterize Benliğin düşük düzlemleri, fiziksel, plazma, eterik, astral/duyusal, ve alt akıldan oluşur ve benliğin aynadaki yansımasıdır.
Mental zar-perde (noktalı çizgi) hakiki benlik ve yansıma arasında duran bir sis bulutudur, aynadaki yansımayı bulanıklaştırır.
Evrenimizin bir çok yerinde bu sis bulutunun çok ince ve transparan olduğu deneyimlenmiştir. Çok fazla anomalinin birikmiş olduğu bu gezegende ise içini görmenin oldukça zor olduğu kalın bir sis duvarı olduğu görülür. Bu mental zar-perdenin dışında BENliğin ve yansımasının arasında duran daha başka katmanlarda vardır, özellikle bu planette, yani özellikle plazma planda (düzlemde).

Yani burada duygularımız, hissiyatlarımız,düşüncelerimiz ile fiziksel bedenlerimizde ve dolayısıyla kendimizde gördüğümüz her şey yalnızca gerçek BENliğimizin yansımalarıdır. Sanki bir aynaya yansıyormuş gibi. Bu ayna, içinde beliren şeylerin hatıralarını kendi içerisinde alıkoyan sihirli bir aynadır, yani kalın bir sis duvarı olsa dahi aynanın içerisindeki yansıma olduğu yerde durur. Bu kalın sis duvarı yüzünden burada, düşük planlardayız ve yalnızca birer yansımalarız, öyle ki çoğu zaman birer yansımalar olduğumuzu unuturuz ve öz benlik olduğumuzu düşünmeye başlarız.

Fiziksel,duyusal ve zihinsel dünyalarda bakınıp durduğumuz her yerde yalnızca yansımaları görürüz, diğer tüm insanlar, mekanlar, objeler de aynı zamanda kendilerinin yüksek benliklerinin yansımalarıdır.

Hakiki benliğini unutmuş sade yansımalar olarak, yüksek benliği görme kaybından kaynaklanan eksiklik ve kimliğimizin henüz doğrulanmadığı hissiyatı ile sürekli yüzleşiriz.

Ve bu unutkanlık içerisinde genel bir eğilim vardır ki bu da o tamamlanma arzusunu ateşlemektir. Yani insanlar tamamlanmayı ve doğrulanmayı arzuluyorlar ki böylece diğer insanların pozitif görüşlerine bakıyorlar, pozitif deneyimlerin ve başarıların sonunda kimliklerini tanımlayacaklarını ümit ediyorlar, ve sonunda yansıma bulanıklığını yitiriyor…. Fakat bunun nafile olduğu muhakkak. Tamamlanma asla yansımalar dünyasında gerçekleşmez; kişinin hakiki yüksek benliği ile
yeniden bağlantı kurması ile gerçekleşir.

Yansımalar dünyasında tamamlanmanın peşinden gitmek iki aynanın birbiri önüne yerleştirilmesine benzer. Yansımalar birbirini sonsuza dek yansıtır. Karşı karşıya duran aynaların labirenti içerisinde yüksek benliğimizi kaybettiğimiz bu
dünyada Hakiki olanı bulmak imkansızdır.

Bu nedenle, spiritüel devrimin cereyan etmesi için, kişi diğer insanların görüşleri içerisinde tamamlanma ve onaylanma umutlarından koşulsuz biçimde feragat etmelidir; kendi başarılarından veya bu düşük planlardaki hologramik yansıma dünyasındaki her türlü koşullardan. Kişi, bu düşük planlardaki deneyimler ve koşullar tarafından yaratılan, hafızanın aynasında depolanan karmaşık görüntüleri temizlemeli (zihinsel, astral, eterik, plazma ve fiziksel bedenler ve auraları); diğer bir deyişle karakterize benlik ile, yansımalar ile, fiziksel hissiyatlar ve düşük zihinsel dünyalar ile De-tanımlama (benliği benliğinden silmek ) yapmalıdır.

Daha temiz bir perspektifle bakacak olursak, kişi sonunda yüksek benliği tarafından gönderilen Işığı tekrardan görmeyi arzulamalıdır. Aşağı benlik/yansıma, aynalar dünyasına bakmadığı, yüksek/gerçek benliğine baktığı vakit, sisleri-bulutları temizleyen bir ışık köprüsü BEN ve yansıması arasına kurulmuş olunur, ve artık yansıma buharlı değildir, hakiki tamamlanış cereyan eder, bilinç ve kimlik yüksek/hakiki benlikte merkezlenir ve ardından kişi olacak olan her şeyi kontrolü altına alır. Bu hem bireysel hem de bütünün yaratımının hayrına olmaktadır.

Işığın Zaferine!
(Çeviri: Ömer YILDIZ)

orjinal link: http://recreatingbalance1.blogspot.com.tr/2017/10/play-of-mirrors.html

Yorum yapın